1 Temmuz…

Bu tarih, Türkiye için yalnızca bir bayram günü değildir. Bu tarih, bir milletin kendi sularında yeniden söz sahibi oluşunun, deniziyle barışmasının ve egemenliğini dalga dalga ilan edişinin adıdır. Kabotaj Kanunu, Türk bayrağını yabancı gölgelerden kurtarıp kendi limanlarının, kendi kıyılarının ve kendi emeğinin üstüne dikmiştir.

Bugün, 90 yıl geriye dönüp baktığımızda, 1935 yılında İstanbul’da yaşananlar sıradan bir tören olarak okunamaz. O gün limanlar sabahın erken saatlerinden itibaren bayraklarla donanmış, gemiler düdüklerini birer dakika arayla öttürerek bu büyük dönüşümü selamlamıştır. Denizciler, kaptanlar, makinistler, kurum temsilcileri ve kulüpler; Tophane’den Taksim’e uzanan bir yürüyüşle yalnızca bir törene değil, bir ilkeye yürümüştür: Bu denizler artık Türk milletinindir.

Saat on birde anıtta bayrak göndere çekilirken İstiklal Marşı yükselmiş, denizden gelen düdük sesleri karaya karışmıştır. O an, denizle kara, emekle egemenlik, sporla devlet fikri tek bir anlamda birleşmiştir.

Aynı gün öğleden sonra Dolmabahçe Sarayı ile Yüksek Deniz Ticaret Okulu arasında yapılan deniz yarışları, kabotaj hakkının yalnızca bir hukuk metni değil; yaşayan, hareket eden bir irade olduğunu göstermiştir. Kürekler suya her girdiğinde, bu egemenlik yeniden ve yeniden ilan edilmiştir.

Saatler 17.00’yi gösterdiğinde Ulu Önder Atatürk, bir kotra ile yarış alanına gelmiş ve müsabakaları denizin içinden takip etmiştir. Bu ayrıntı sembolik değil, bilinçlidir. Atatürk, kabotajın kâğıt üzerinde kalan bir hak değil; denizde hissedilen, sporla beslenen ve gençlikle geleceğe taşınan bir kazanım olduğunu çok iyi bilmektedir.

Bir süre yarışları izlemiş, ardından Bebek yönüne doğru kotra ile gezinti yapmıştır. Yarışların bitim noktasında Söğütlü Yatı beklemekte, hakem heyeti ve devlet erkânı müsabakaları sonuna kadar takip etmektedir. Devletin zirvesi, deniz sporunun tam merkezindedir.

Galatasaray, Fenerbahçe, Beykoz, Güneş, Haliç ve Anadolu Hisarı kulüplerinin katıldığı kürek yarışları; tek çifte, iki çifte, üç çifte ve örnek tek stil kategorilerinde yapılmıştır. Genç sporcuların disiplini, dümenlerin kararlılığı ve ekiplerin uyumu, Türk denizciliğinin geleceğinin ne kadar sağlam temellere oturduğunu açıkça göstermiştir.

Akşam olduğunda kutlamalar denizden karaya taşmış, fener alayları düzenlenmiş ve Ankara Vapuru’nda Atatürk’ün de şereflendirdiği bir balo verilmiştir. Gündüz egemenlik kürekle anlatılmış, gece ışıklarla ilan edilmiştir.

Bugün, 1 Temmuz 2025’te bu satırları yazarken şunu net biçimde söyleyebiliriz:
Atatürk’ün Kabotaj Bayramı’nda kürek yarışlarını izlemesi bir protokol tercihi değildir. Bu, denizciliği askerî ve ticari sınırların ötesine taşıyan; onu sporla, gençlikle ve çağdaş yaşamla birlikte ele alan bir vizyonun ifadesidir.

Kürek çeken her sporcu, o gün yalnızca bir yarışı değil; bağımsız bir ülkenin denizlerdeki geleceğini temsil etmiştir.

1 Temmuz, bu yüzden sadece bir bayram değil;
bir duruşun, bir vizyonun ve bir iradenin yıldönümüdür.

Yalçın Özcan – 1 Temmuz 2025
Atatürk ve Kürek Sporu üzerine notlar